AYNA NÖRONLARI

30.06.2018
1.256
A+
A-
AYNA NÖRONLARI
sasoftmedia

BEBEK VE ANNE ARASINDAKİ İLİŞKİDE AYNA NÖRONLARININ ETKİSİ

Bebek anne karnındayken onun için ideal olan sıcaklık, ihtiyacı kadar doyum sağladığı ve kendini güvende hissettiği ortamdan bir bilinmeze doğar. Bu bilinmezlikte annesi veya ilk bakım veren kişi onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışılıyordur. Annenin sağlıklı bir zihin yapısına sahip olması bebeğinin ihtiyaçlarını fark etmesi ve birbirlerini tanımaları için fırsatlar sunar. Çünkü bebek konuşamaz, kelimeleri bilmez ihtiyacını farklı şekilde ağlamalar ve bedeninin duruşunu değiştirerek, kasılmaları ve rahatlaması ile ifade etmeye çalışır. Bu noktada annenin çocuğun ihtiyaçlarını fark edip yeterince ve optimal düzeyde kırılmalar yaşatarak bebeğinin gereksinimlerini giderdiği zaman sağlıklı gelişen bir çocuk meydana gelir.

Peki, anne çocuğunun ihtiyaçlarını nasıl bu kadar isabetli fark edebiliyor? Bu sağ beyinden sağ beyine iletilen sinyallerle mümkün olur. Bebeğin ağlaması ve bedenindeki sinyaller 30 milisaniyede annenin sağ beyni tarafından algılanır. Beyindeki birbirinden farklı görevde olan milyonlarca nörondan aynı bölgelerin uyarılması iki kişi arasındaki senkronizasyona ve birbirini anlamaya bağlıdır. Anne bebeğine odaklanırsa ihtiyacını fark ederek altını değiştirir, emzirir, yataktaki duruşunu değiştirir veya kucağına alarak sakinleştirir. Bebeğin ağlamasıyla onun beyninde aktifleşen bölge aynı şekilde annenin beyninde de aktif hale gelir. İşte buna ayna nöronlar ismi verilmiştir.

Ayna nöronları geçen yüzyılın sonlarında keşfedilmiştir ve psikoloji bilimine katkısı çok büyüktür. Eylemi izleyen kişinin beynindeki ayna nöronları, sanki karşısındakinin hareketini kendisi yapıyormuş gibi aktifleşir, tıpkı bir ayna gibi davranır. Eylemin bizzat yapanı olmadan sadece eylemi gerçekleştiren kişiyi gözleyerek de bu nöronların aktif olması ayna nöronlarını diğer nöronlardan ayıran bir özelliktir. Bu keşif ile empati, taklitle öğrenme ve zihin okuma gibi karmaşık süreçler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaktayız. Bebek de öncelikli olarak ilk bakım veren kişileri gözlemleyerek, taklit ederek dünyayı anlamlandırmaya çalışır bunda da hem bebeğin hem annenin ayna nöronlarının etkisi önemlidir.

Aynı şekilde ayna nöronları sayesinde bir spor müsabakasını izlerken sporcu ile izleyenin beyinlerindeki aynı noktalar aktif hale gelir. Sanki o sporu izleyen yapıyormuşçasına adrenalin salgılar, yenmiş ya da yenilmiş gibi duygular hisseder. Bir film izlenirken de canlandırılan duygular (acı, tiksinme, öfke, mutluluk, coşku) izleyen tarafından aynen hissedilir. Tüm bunlar ayna nöronlarının varlığı ile gerçekleşir.

Tekrar bebek gelişimine dönersek yapılan araştırmalarda ilk üç yılda bebeğin sağ beyninin gelişimi iki kat artar bu süreçte anne ve bebek arasında temas ne kadar bol olursa o kadar iyidir. Bebeğin gelişime açık beyin yapısı anne ile keşfettiği, deneyimlediği her şeyle düzenlenir. Annenin bebeği ile göz teması kurması, onunla konuşması, ona dokunarak beden mühürlenmesi sağlaması (yani bedenin farklı bölümlerine dokunup isimlerinin söylenerek tanıtılması), bebeğinin sağ beynini, empati yeteneğini ve sosyal beyin gelişimini destekler. Bebeğin kişiliğinin, kendilik gelişiminin ilk tohumları bu dönemlerde atılmaya başlar. Anne, bebeğin duygularını sakinlikle ve olgunlukla karşılayabilirse bebeğinin duygularını kontrol etme ve bebeğini yatıştırma noktasında her sabır gösterdiğinde bebek bunları içselleştirecektir.

Anne ve bebek göz göze iletişimdeyken bebeğin ve annenin beyninde aynı anda dopamin sistemi aktifleşir ve ikisi de büyük bir haz alır. Burada duygu yükselirken bu coşku bebeğe fazla gelir dengeye dönebilmesi için gözünü kaçırır, gözünü kırpar başka yöne bakar. Bu sakinleşmek ve duygularını düzenlemek için yaptığı davranışlardır. Anne burada çocuğun kafasını kendine çevirmeye çalışmamalı, ona yardımcı olarak o hazır olduğu zaman tekrar göz teması kurmalıdır. Yükselip tekrar sönme yaşatarak, coşkunun yükseldiği ve azaldığı anlarla çocuğunun kapasitesini artırmaya çalışmalıdır. Bunların defalarca tekrar etmesi ile bebeğin beyninde kurulan bağlantılar sanki çimlerin olduğu bir arazide defalarca geçilen bir yol gibi yer edinecektir. Gecenin bir yarısı ağlayan bebeğine “Tamam, annecim buradayım, güvendesin neye ihtiyacın var?” diyen anne bebeğinin sadece fiziksel ihtiyacını karşılamaz aynı zamanda duygusunu yaşamasına ve duygu yoğunluğunu kontrol etmesinde rol model olur. Buna duygu regülasyonu denmektedir yani duyguları düzenleme kapasitesi.

0-3 yaş arasında çocuklar duygularını kendileri düzenleyemezler. Bunu yapabilmeleri için öncelikli bakım veren kişilerin (baba, büyükanne, büyükbaba, yakın akrabalar, çocuğun yakın ilişkide olduğu herkes) desteğine ihtiyaçları vardır. Annenin kendi duygularını düzenleme becerisi ne kadar yüksekse bebeğine o derecede yardım eder. Duygu düzenlemesi yapılmamış çocuklar ileriki yaşamlarında sinir ve öfke krizleri geçirirler, ağlama nöbetleri geçirirler mutluluğu da coşkun, ağlaması da coşkun, öfkesi de coşkun olur. Ergenlik döneminde ona acı veren duyguları kontrol edemez, yalnızlık, terk edilme, yas, üzüntü gibi. Kendine ve başkalarına zarar veren davranışlar sergilerler. İntihar eder, ilaç kullanır, kendini keser, saldırganlaşır, başkalarının eşyalarına zarar verir, kendine ait olmayan eşyaları alır… Birçok psikolojik rahatsızlığın temelinde insanların duygularını düzenleyememesi yatar. Çünkü kendini yatıştıracak bir yol bulmaları gerekmektedir.

Özetle, bebeklerimizle kurduğumuz ilişkide her an onun hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Kendi duygularımızı; öfkemizi, mutluluğumuzu, yasımızı, üzüntümüzü, kırgınlıklarımızı vb. diğer duygularımızı kontrol etme kapasitemizi artırmaya çalışmalıyız. Bununla birlikte çocuğun zorlandığı duygularını da normal düzeyde yaşamasına destek olmak onları çok rahatlatacaktır.

Begüm UÇMAN
Begüm UÇMAN
▪️Çocuk, Ergen, Yetişkin Bireysel Terapisi  ▪️Aile ve Çift Terapisi  ▪️Cinsel Terapi  ▪️Oyun Terapisi
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.