RUH SAĞLIĞI NEDİR?

13.10.2019
2.225
A+
A-
RUH SAĞLIĞI NEDİR?
sasoftmedia

Yaşam boyu karşılaştığımız sorunlarla Baş edebilmek için Her birimiz kendimize özgü çeşitli yöntemler geliştiririz.  Kimimiz sıkıntımızı bir arkadaşla paylaşmayı tercih ederiz, Kimimiz profesyonel yardım alma yollarını araştırınız. bazılarımız ise sorunun kendiliğinden  ortadan kalkmasını bekleriz nokta hayatımızdaki değişiklikler, anlam arayışı, aşk acısı, ikili ilişkiler, meslek yaşantısı, sorumluluklar, kayıplar, içinde yaşadığımız topluma ait sorunlar, ekonomik kaygılar doğrudan bizleri etkilemekte, zaman zaman baş edemeyeceğimiz nitelikte sorunlar yaşamamıza yol açmaktadır.

Ruh sağlığımız, tıpkı fiziksel sağlığımız gibi pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu yazıda, ruh sağlığımızı bozan etkenlerin ne olduğu ve ruh sağlığımızı korumak için nelere dikkat edilmesi gerektiği konuları üzerinde durulacaktır.

Ruh sağlığı, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, “Bireyin potansiyelini başarma ve yaşamda normal sayılan baskı durumları ile başa çıkabilme özellikleri ile bir sosyal ve duygusal iyi olma durumudur.”

Bu anlamda ruh sağlığı, bir birey için yeteneklerini farketme, hayatın olağan stresiyle başa çıkma ve topluma katkı sağlayarak iyi olmaya çalışma gibi becerileri gerektirmektedir. Bu nedenle ruh sağlığı, yalnızca ruhsal bozukluğu olanları değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konu olma niteliği taşır.Sağlıklı toplumu oluşturan sağlıklı bireylerdir. 

Yaşadığımız global dünyada herkes birbirini etkileyebilmektedir. Suriye’de yaşanan savaş, göç olgusu bizden bağımsız değildir. Keza Japonya’yı vuran bir deprem ya da Fransa Alplerinde düşen bir uçak hepimizin ruh sağlığı üzerinde bozucu etkiler yaratabilmektedir.

Son dönemlerde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri, Özgecan Aslan’nın ölümü, yaşamın kimse için çok da güvenli olmadığını, şiddete maruz kalmanın herkesin başına geleceğini göstermesi açısından hayata karşı umutsuzluk duygusunu, korku ve kaygı düzeyini yükseltmekte ve ruh sağlığımız üzerinde bozucu etki yaratabilmektedir.

Bunun anlamı, herkesin aslında olası bir ruhsal bozukluk riski altında olduğudur. Ancak bazı gruplarda ve bireylerde bu risk daha yüksektir. Şöyle ki, ekonomik yetersizlikleri olanlar, işsizler, ihmal ve istismar yaşayanlar, çocuk ve ergenler, yaşlılar, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar, göçmenler ve mülteciler, terör ve savaş mağdurları, alkol ve madde bağımlılığı olanlarda risk daha yüksektir.

Hemen hemen her insan, fiziksel sağlığın ne olduğunu, onu korumak için neler yapması gerektiğini bilir. Hastalanmamak için özen gösterir. Bir problem olduğu zamanda tereddüt etmeden, çekinmeden, çevresinden saklanmaya ihtiyaç duymadan hastaneye gider, tedavi alır. Ancak söz konusu ruhsal problemler ise, bunu kabullenmek istemez, çevresindekiler tarafından damgalanacağı endişesi yaşar ve tedavi almayı reddedebilir.

Yani fiziksel sağlığını korumaya gösterdiği özeni ruh sağlığını korumak için göstermez. Fiziksel sağlığın bozulduğuna ilişkin belirdiler açıkça tanımlanabilirken, örneğin, baş, mide ağrısı, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi, ruh sağlığımıza ilişkin belirtileri tanımakta zorlanırız. Oysa fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da günümüzde hızla bozulmakta ve çeşitli belirtilerle kendini göstermektedir.

Öfkeyi kontrol edememe, tahammülsüzlük, sürekli üzüntü hali, takıntılı düşünceler ve takıntılı davranışlar, uyku ve yeme problemleri, iştahsızlık ya da aşırı iştah, içe kapanma, sosyal ilişkilerde bozulma gibi belirtiler bunlardan bazılarıdır.

Yapılan araştırmalar, günümüzde her dört kişiden birinin hayatlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilendiğini, 75 yaşına gelmiş kişilerde ise bu oranın yüzde 50’nin üzerinde olduğunu, dünya üzerinde milyonu aşkın kişinin ruh sağlığı problemi yaşadığını, 20 milyon kişinin bu sorun nedeniyle yardım aldığını, en sık görülen hastalıklar arasında depresyon, alkol kullanımı, davranış bozukluğu ve şizofreninin yer aldığını ortaya koymaktadır.

Hepimiz zaman zaman, üzüntü veren, hoş olmayan, acı veren olaylarla karşılaşırız. Kimileri bunları doğal olarak karşılarken kimileri de bunların etkisinden kolay kurtulamaz. İnsanların problemlere yaklaşma ve çözme biçimleri genetik faktörler, yetiştiriliş tarzlarıyla ve aldıkları eğitimle yakından ilgilidir. Küçük yaşlardan itibaren problem çözme yöntemleri öğretilen, acı ve üzüntü veren olayları oldukları gibi kabul edip, bununla baş etme yöntemleri konusunda başarılı örneklerle karşılaşan bireylerin, sorun karşısında tutumları ve tepkileri daha dengeli olabilmektedir. 

Bazı aileler, çocuklar üzülmesin, sıkılmasın, mutsuz olmasın diye onları, acı veren  yaşantılardan uzak tutmaya, cam bir fanusun içinde yaşatmaya ve yaşamları boyunca kötü bir olayla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi davranmaya çalışır. Hayatta sanki savaş, ölüm, yoksulluk, şiddet yokmuş gibi bunları gizleme eğilimine girer. Ancak bu çocuklar, hayatın içine atıldıkları zaman sorunlarla baş edebilme becerileri yetersiz olduğu için ne yapacaklarını bilemez duruma gelir ve daha çok ruhsal problemler yaşayabilir. Bu, nedenle çocuklara yaşlarına uygun bir dille, yükseltmeyecek şekilde çeşitli bilgiler verebilir. Örneğin bir yakınını kaybetmiş çocuktan bu durum saklanmamalı, çocuğun cenaze törenlerine katılımına yanında güvendiği biriyle birlikte izin verilmelidir.

Kaynakça: Psikolog Saniye Ceylan ENEZ, Psikolojim Dergisi

Editör
Editör
Merhaba, paylaşılan yazılar ile ilgili veya başka bir konu hakkında görüş ve önerilerinizi, psikologlarburda@gmail.com mail adresine iletebilirsiniz. Sevgiler...
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.