YAŞADIĞIMIZ ÇAĞI ANLAMAK İÇİN!

27.09.2019
1.891
A+
A-
YAŞADIĞIMIZ ÇAĞI ANLAMAK İÇİN!
sasoftmedia

MUTLAKA OKUMANIZ GEREKEN SOSYOLOJİ KİTAPLARI

Sosyoloji ya da popüler çevirisiyle toplumbilim kökenlerini M.Ö. 300’lere kadar götürebileceğimiz bir bilim dalıdır. Özellikle Antik Yunan döneminde Platon ve Aristo başta olmak üzere pek çok düşünür kendilerinin de yer aldığı toplumu kavramaya, izah etmeye uğraşmıştır. Platon iş bölümü etrafında sistemleşen bir yapı, Aristo gruplardan oluşan bir unsur olarak görür toplumu. Görüldüğü üzere eski çağlarda da toplum ve toplumun sorunları bir mesele olarak ele alınmıştır. Buna rağmen sosyoloji bir bilim olarak ortaya çıkmak için 18. asır sonları 19. asır başlarına kadar bekleyecektir. Özellikle de sanayi devriminin peyda olması, iş gücü ihtiyacının getirdiği kentleşme, dinî değişimler ve bilimsel gelişmeler sosyolojinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bilim kürsüsünde 200 yıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz o halde. Toplumu anlamak, sorunları tespit etmek ise belki de iyi bir toplumsal düzenek yaratmak için en önemli eylemlerden birkaçıdır. O halde biz de içinde bulunduğumuz toplumu, farklı kesimleri ve hassasiyetleri ile beraber anlayarak bazı sorularımıza cevap bulabiliriz. Spinoza da ”Önemli olan yargılamak değil, anlamaktır.” dememiş mi? Buyurunuz; Sosyoloji kitapları!

1. Kardeşini Doğurmak (Büşra Sanay)

Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü’ne aday gösterilmiş olan Büşra Sanay ne kadar can alıcıysa o kadar da gözümüzün önündeki bir hadiseye odaklanıyor: Ensest. Hala kısmen bir tabu olarak karşılanan bu mesele üzerine konuşup çalışmalar yapmak, karanlıkta hiçbir şey bırakmamak çok önemli. Sanay da toplumun birbirinden farklı kesimlerinden insanlarla konuşarak oluşturduğu kitabında bunu amaçlıyor. Tanıtım bülteninden: ‘’Türkiye’nin en mahrem yerinde görülmeyen, görmezden gelinen bir yara: Ensest. CNNTürk haber spikeri Büşra Sanay, yıllarca süren titiz bir çalışmayla ensest mağdurlarından ailelere, sosyologlardan ilahiyatçılara, hukukçulardan eğitimcilere, psikologlardan adli tıpçılara kadar her kesimden insanla konuşarak Türkiye’nin ensest tablosunu ortaya çıkardı.’’

2. Hapishanenin Doğuşu (Michel Foucault)

20. asrın en etkileyici Fransız sosyologlarından Michel Foucault’un ortaya attığı meşhur ‘’hapishane’’ tanımı bugün de hiç eskimeden karşımızdadır. Öyle ki Foucault günümüz modern iktidarlarının çocuğu okula, hastayı hastaneye, deliyi tımarhaneye vs. ‘’tıkarak’’ onlar kuşattığını söylemiştir. Peki bu ‘’hapishane’’ nasıl doğmuştur, onu güçlendiren etkenler nelerdir? Bu gibi daha pek çok soru bu önemli kitabın içeriğini oluşturuyor. Yalnız belirtmekte fayda var; daha önce bir Foucault okuması yapmadıysanız bu kitabı verimli okumak zor olacaktır. ‘’Kelimeler ve Şeyler’’ ile başlamanız daha iyi olabilir. Arka yazıdan: ‘’İktidarın gücünü gösterişten aldığı eski siyasal sistemden, mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş; bir yandan, iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan gizli cezalandırmaya geçişle belirlenmektedir.’’

3. Çağdaş Sosyoloji Kuramları (Ruth A. Wallance, Alison Wolf)

Sosyoloji kuramını günümüz işleyişine uygun olarak ele alan kitap sosyolojide bugün ne durumda olduğumuzu öğrenmek açısından da oldukça elverişlidir. Kitapta modern sosyoloji kuramları tartışılırken tabii ki Marx, Habermas, Foucault gibi önemli isimlerden de faydalanılıyor. Arka yazıdan: ‘’Ünlü iktisatçı Keynes’in isabetle söyledigi gibi; fikirler, doğru da olsa, yanlış da olsa, genel olarak zannedildiğinden daha kuvvetlidir. Hatta gerçekte, dünya daha ziyade bunlar tarafından idare edilmektedir. İnsanlar birçok eylemlerinin arkasında kuramların yattığını fark etmezler, ama böyledir. Neticede kimse entelektüel etkilerden muaf olamaz.’’

4. Tüketim Toplumu (Jean Baudrillard)

Şu hepimizin duyduğu ve herkesin de oluşmasında payı olan tüketim toplumu tam olarak neleri kapsıyor? İnsanlar bundan 300 yıl önce de bir şeyler tüketmiyor muydu? Bugünün toplumunun bu şekilde tanımlanmasının nedeni nedir? Ve belki daha da önemlisi; birey – toplum olarak biz bu tanımın hangi noktasındayız? Bunlar oldukça önemli sorular. Fransız sosyolog ve yazar Jean Baudrillard bu alanda en popüler ve önemli kitaplardan birini Tüketim Toplumu ile ortaya çıkarmıştır. Açıklamadan: ‘’Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar. İhtiyaç artık bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. Tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sistemini bütünüyle satın almaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluğa dönüşür. Bu anlamda tüketim bireyin özgür bir etkinliği değildir.’’

5. Bu Ülke (Cemil Meriç)

Konu sosyoloji oldu mu Cemil Meriç’ten bahis açmamak pek olmuyor. Meriç bir yazardır evet ama, dilden tarihe, felsefeden edebiyata ve tabii ki sosyolojiye kadar pek çok alanda araştırmalar yapmış ve yazarlık vasfını da bu çalışmalarıyla bütünleştirmiştir. İstifade etmekten bıkmayacağınız bir yazar olarak Bu Ülke’de “Bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin vicdanı olmak, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak” gibi önemli meseleleri amaç edinmiştir. Doğu – Batı, ideolojik ayrımlar ve akabinde pek çok kalıp Meriç’in özgün fikir insanı olmasıyla ortaya koyuluyor. Tanıtımda Meriç’in söyledikleri: “Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim: etimin eti, kemiğimin kemiği.”

6. Toplumun Mcdonaldlaştırılması (George Ritzer)

Amerikalı sosyolog ve yazar George Ritzer de Tüketim Toplumu kitabına benzer bir şekilde ilerliyor. Burada direkt doyurucu kapak yazısına geçebiliriz: ‘’Standart ebat ve lezzetteki patateslerin ardında korkunç bir çevre tahribatı; parlak renklerle döşenmiş bol ışıklı yemek salınlarının gerisindeki mutfakta muazzam bir emek sömürüsü; ekonomik, pratik, öngörülemezliğin tehlikelerinden uzak aile sofralarında ‘benliğin sınırlandığı, duyguların denetlendiği, ruhun boyun eğdiği’ bir dünya vardır. Yer yer sosyolojik inceleme değil kara ütopya hissi veren Toplumun McDonaldlaştırılması’nda Ritzer, teknolojiyi külliyen dışlamadan, nostaljik duygusallıklara kendini kaptırmadan, modern topluma sağlam bir eleştiri getiriyor.’’

7. İntihar (Emile Durkheim)

İlk bakışta bu kavramın sosyoloji ile olan ilişkisinde bir zorlama olduğu sanılabilir, ancak hemen ardından ne kadar toplumsal bir konu olduğunu fark etmekte de gecikmeyiz. Ayrıca bu konuyu Emile Durkheim gibi modern sosyolojinin kurucularından biri ele alınca işler tamamen ‘’sosyolojikleşir’’. Açıklama kısmından: ‘’Sosyolojik bir başyapıt olan bu kitabında Durkheim, ‘Ölen kişi tarafından ölümle sonuçlanacağını bilerek olumlu veya olumsuz bir edimin doğrudan ya da dolaylı sonucu olan her ölüm olayına intihar denir’ der. Durkheim intihar olayını açıklamak üzere önce o zamana değin bu konuda öne sürülmüş bütün belli başlı görüşleri irdelemekle işe başladığı bu kitabında, bunların geçersizliğini ve yetersizliğini birer birer kanıtladıktan sonra kendi önerisini ortaya koyuyor.’’

8. Gösteri Toplumu (Guy Debord)

Fransız filozof Guy Debord birkaç niteliğe daha sahiptir: sinemacı ve yazardır aynı zamanda. Bugün oldukça ele alınan, yaşadığımız çağın ruhunu tarif etmek için kullanılan ‘’gösteri toplumu’’ ifadesi de aslında ilk bakışta kafa karıştırıcı görünebilir. Daha eski zamanlarda da insanlar kendilerinde bir ‘’gösteri’’ yaratmak istememişler midir? Bugünle dünün ‘’gösteri toplumu’’ndaki fark nedir? Bu kritik sorular Debord tarafından ele alınıyor. Tanıtım bülteninden: ‘’Debord’un Gösteri Toplumu adlı kitabı yıkıcı olduğu kadar tarihe de direnebilmiş bir eserdir. 70’lerde yayımlandığında ‘aşırı’ tezleri nedeniyle ‘şok’ yaratmış, 80’lerde ise hayatın doğruladığı bir metin olarak kabul görmüştür. Egemenliğini tüm dünyada çoktan kurmuş ve gündelik dile geçirmiş olan gösteri toplumunu ilk kez tanımlayan ve adlandıran Debord, kapitalist iktisadın ve meta dolaşımının uzantısı olarak nitelendirdiği gösteri egemenliğinin sosyalist oldukları iddiasında olan ülkelerde de var olduğunu; dünyanın yeniden tek bir pazar haline geleceğini ve bürokratik iktidarların da Amerikan tipi gösterinin hâkimiyeti altına gireceğini söylemiştir.’’

9. Şarkiyatçılık (Edward Said)

Yazar, profesör ve oldukça önemli bir oryantalist olan Edward Said Amerikan vatandaşı Filistinli bir Hristiyan babaya ve Lübnanlı Hristiyan bir anneye sahiptir. Böylesi çok kültürlü bir yerden gelen Said, yirminci asrın en çarpıcı sosyoloji kitaplarından birini, Şarkiyatçılık’ı yazmıştır. Kitapta Batı dünyasının Doğu’ya olan bakış açısı ele alınıyor. Said’in sözlerine yer verilen arka kapaktan: “Şarkiyatçılık, önce dünyanın bir bölgesini kendine yabancı saymış, sonra ona dair değişmez bir yargı kurmuş, böylece insan deneyimiyle özdeşleşememe, dahası bunun insan deneyimi olduğunu görememe kusurunu işlemiştir… Şarkiyat bilgisinin bugün bir anlamı varsa eğer, o da Şarkiyatçılığın, herhangi bir bilgide, herhangi bir yerde, her an ortaya çıkması mümkün bir zaaf konusunda uyarıcı bir örnek oluşturmasıdır. Okuruma Şarkiyatçılığa verilecek yanıtın Garbiyatçılık olmadığını göstermiş olduğumu umuyorum.’’

10. Masallar ve Toplumsal Cinsiyet (Melek Özlem Sezer)

Bu bir masal analiz kitabıdır, diyebiliriz. Bazılarımız bilir; çocuklukta dinlediğimiz, okuduğumuz kimi masalların altında oldukça etkin birtakım kodlar vardır. Çocuksu bir dünyanın izleri olarak değerlendirdiğimiz bu tür, takdire şayan yapıtlarını verdiği gibi kimi anlar gelir ki hiç de masum değildir. Melek Özlem Sezer de bunların üstüne eğiliyor. Arka kapaktan: ‘’Hansel ve Gretel’in aileleri tarafından fakirliğe çare olarak ormana atılma¬ları ve haneye tecavüz, yamyamlık, cinayet, hırsızlıkla devam eden mace¬ralarının anlamı nedir? Cam tabut, camdan pabuçlar ve peri kızlarının kuğu kanatları çalınınca evlenmeye mecbur olması ne anlama gelir? Elmanın yalnızca kırmızı tarafının zehirlemesi, kırmızı pabuçları sevdiği için ayakları kesilen Karin, Kırmızı Başlıklı Kız… Kırmızı neyin simgesidir? Masallarda işlenen kodlar, yetişkin yaşamımızda bizi nasıl etkiler?’’

11. Vitrinde Yaşamak (Nurdan Gürbilek)

Okuyucusunca oldukça sevilen, sayılan Nurdan Gürbilek editör, yazar ve Türk edebiyatı eleştirmenidir. Ülkemizin toplumsal, kültürel konulardaki dönüşümünü anlattığı bu kitabında fitilin ateşlendiği zamansa 1980’lerdir. Tanıtımdan biraz daha ayrıntılı bilgiler: ‘’80’lerde Türkiye’de yaşanan kültürel değişimi çözümlemeyi deniyor Vitrinde Yaşamak. Bir siyasi darbenin hemen ardından, devlet şiddetiyle kurulabilmiş bir piyasanın içine doğan yeni kültürel ortamı, kendini bir imkânlar dönemi olarak sunan bu yılların kültürel alandaki çelişkili görünümlerini çözümlemeyi amaçlıyor. Nasıl oldu da bu değişim kendini kültürel alanda bir özgürlük vaadiyle, bir özerklik iddiasıyla var edebildi? Daha da önemlisi, bu vaat neden bu kadar etkili olabildi?’’

Yaşadığınız Çağı Anlamak İçin Mutlaka Okumanız Gereken Sosyoloji Kitapları

Editör
Editör
Merhaba, paylaşılan yazılar ile ilgili veya başka bir konu hakkında görüş ve önerilerinizi, psikologlarburda@gmail.com mail adresine iletebilirsiniz. Sevgiler...
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.